sevdam bir inci

Dolu dolu gözlerimde parladın inci tanem Sevdan bir kor yüreğimde hep yandı inci tanem
Şu yaralı gönlümün dermanıdır sözlerin Dermanısın vuslata hasret olan güllerin
Sevdasısın bugünlerin,yarınların,dünlerin İsmini bu deli gönlüm hep andı inci tanem Sevdanla bu yüreğim hep yandı inci tanem

Hicran ateşiyle hep yansam da için için Şikayetçi değilim çekerim senin için
Nedeni yok bu sevdanın sorulmaz ki ne için Ezelden yazıldı gönlümüze bu sevdan inci tanem

Dolu dolu gözlerimde parladın inci tanem Sevdan bir kor yüreğimde hep yandı inci tanem

24 Mart 2010 Çarşamba

İHMAL EDİLEN FARZLAR .......



Halkın çoğunun ihmal ettiği farzlardan bazıları şöyledir:

1- Farzları ve haramları öğrenmek. [Bilmeyen hep günah işler.]
2- Doğru itikada sahip olmak [Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek].
3- Allah dostlarını dost, düşmanlarını düşman bilmek.
4- Namaz kılmak ve uşur vermek.
5- Tesettüre riayet etmek.
6- Selam verenin selamını almak.
7- Aksırıp (Elhamdülillah) diyene (Yerhamükellah) demek.
8- Helal kazanıp helalden yiyip içmek.
9- Rızka Allah'ın kefil olduğuna inanmak.
10- Tevekkül ve kanaat etmek.
11- Allahü teâlâya nimetleri için şükretmek, yani onları dine uygun şekilde kullanmak.
12- Cenab-ı Haktan gelen kazaya belaya sabretmek, yani isyan etmemek.
13- Günahlara tevbe etmek.
14- Ana babaya iyilik etmek.
15- Emri maruf yapmak [Farz-ı kifayedir].
16- Günahlardan kaçıp, ibadetle meşgul olmak.
17- Âleme ibret nazarıyla bakmak.
18- Dilini müstehcen sözlerden korumak.
19- Hiç kimseyi, alaya almamak.
20- Harama bakmamak.
21- Kulağı çalgılardan korumak.

Ne Mutlu Gariplere...




 
Şu karanlık kalabalıklar içerisinde, nurdan birer şelale gibi akıp duran ‘gariplere’ merhaba!..

Dinini, namusunu, iffetini korumak için türlü sıkıntılara, mahrumiyetlere katlananlara merhaba!..

Herkesin cehennemi bir çılgınlığa kapılıp günah ateşlerine atıldığı bir zamanda, takva ipine sımsıkı sarılıp, Yüce ALLAH’a doğru gitmeye çalışanlara merhaba!..

Enes bin Mâlik -radıyALLAHu anh-den rivâyet edildiğine göre, Resulullah -sallALLAHu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Müslümanlık garip olarak başladı, başladığı gibi garip olarak avdet edecektir. Ne mutlu o gariplere!” (Müslim)

“Garipler kimdir?” diye sorulduğunda şöyle buyurmuşlardır:

“Garipler o kimselerdir ki, halk tarafından bozulmuş olan sünnetimi ıslah ederler, öldürülmüş olan sünnetimi de ihyâ ederler.” (Tirmizî)

Evet, ne mutlu Sünnet-i Seniyye bürhanına sımsıkı sarılıp, onu ihya eden gariplere… Ve onlar gibi olamasalar da o garipleri taklit etmeye çalışanlara!..

“Garipler sayıları pek az olan sâlih kişilerdir. Bu kişiler sâlih olmayan bir topluluk içinde yaşarlar. Yaşadıkları bu topluluk içinde kendilerini seven az, buğz eden ise çoktur.” (Ahmed bin Hanbel)

Alimlerin ittifakla, ‘o zaman bu zamandır’ dedikleri, ‘karanlık gece parçaları gibi fitneler’in dört bir yanı tuttuğu, şu ahir zamanı delip geçercesine yaşayanlar… Şu hadis-i Nebeviyi, gözlerine sürme yapsınlar;

“Muhakkak ki sizin arkanızda karanlık gece parçaları gibi fitneler vardır. O fitneler içerisinde, sizin üzerinde bulunduğunuz inancın benzerine sımsıkı yapışan bir kimse için, sizden elli kişinin sevabı kadar sevap vardır.”

Ashâb-ı kiram: “Yâ Resulellah! Onlardan elli kişinin sevabı kadar sevabı vardır değil mi? (Yani sizden kelimesi yanlışlıkla mı kullanıldı?)” diye sorduklarında buyurdu ki:

“Hayır! Sizden elli kişinin sevabı kadar sevap alır. Çünkü siz iyiliklerde yardımcı bulursunuz, fakat onlar bulamazlar.”

(Ebu Dâvud – Tirmizî – İbn-i Mâce)



hiliye misali bir topluluk içerisinde yaşarken, dinin izzetini muhafaza edenler..
Kınayanın kınamasına aldırış etmeyenler…
Meraklı ve küçümseyici bakışlar altında kalsa da, örtüsüne bürünüp övülmeyi Rabbinden bekleyenler…

Ne mutlu!.. İki cihanda da saadeti arzulayanlara…
Ne mutlu!..

DUA' larım..


 
Ey  Allah'ım...!Sana Layıkıyla Kul Olmayı Öğret Bana Ey Allah'ım...!

Sana layıkıyla kul olmayı öğret bana

Rasulüne layıkıyla ümmet olmayı öğret bana

Nefsimin ve şeytanın şerrinden korunmayı

haramlardan uzak kalmayı

Miraç-vari namaz kılmayı

Kalbimle dilimle beraber olan oruç tutmayı

Hz Eyüp misali sabretmeyi

Hz Yusuf misali sakınmayı

Hz Yunus misali pişman olmayı

Hz Ebubekir misali doğru olmayı

Hz Ömer misali adaletli olmayı

Hz Osman misali hayalı olmayı

Hz Ali misali şecaatli olmayı

Hz Muhammed (sav) misali güvenilir olmayı ihlaslı olmayı samimi olmayı ve

onun gibi kul olmayı mü'min olmayı öğret bana...

Rabbimiz! Ancak sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır (Mümtehine 4).

Rabbimiz! Bizi inkar edenler için deneme konusu kılma bizi bağışla! Ey
Rabbimiz! Yegâne galip ve hikmet sahibi ancak sensin (Mümtehine 5).

Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla bizi bağışla; çünkü sen her şeye
kadirsin (Tahrim 8 ).

Kuran-ı Kerimde Peygamber Duaları ....



Kuran-ı Kerimde Peygamber Duaları
 
Hayat rehberimiz Kur'an-i Kerim; Âlemlerin rabbi olan Allah'a nasıl dua edeceğimizi de öğretiyor. Tarih boyunca indirilen peygamberler, rablerine nasıl dua ettiler? Onların dualarıyla, istenecek tek makamdan, nasıl isteneceğini de öğreniyoruz.
 
Son Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav)'ın duaları
 
De ki: "Ey mülkün sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır, senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin" (Al-i İmran Suresi, 26)
 
De ki: "Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım. Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım" (Müminin Suresi, 97-98)
 
"De ki: Rabbim! Bağışla, merhamet et. Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!" (Müminin Suresi, 118)
 
Hz. İbrahim (as)'ın duaları
 
"Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Kâbe'nin) temellerini yükseltiyor, "Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin" diyorlardı." (Bakara Suresi, 127)
 
"Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş kimseler kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet kıl. Bize ibadet yerlerini ve ilkelerini göster. Tövbemizi kabul et. Çünkü sen, tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametli olansın" (Bakara Suresi, 128)
 
Hz. Lut (as)'ın duası
 
(Lût) "Ey Rabbim! Şu bozguncu kavme karşı bana yardım et" dedi. (Ankebut Suresi, 30)
 
 
Hz. Eyyüp (as)'ın duası
 
"Eyyûb'u da hatırla. Hani o Rabbine, "Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin" diye niyaz etmişti. Biz de onun duasını kabul edip kendisinde dert namına ne varsa gidermiştik. Tarafımızdan bir rahmet ve kullukta bulunanlar için de bir ibret olmak üzere ona ailesini ve onlarla beraber bir mislini daha vermiştik" (Enbiya Suresi, 83-84)
 
 
Hz. Yusuf (as)'ın duası
"Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana sözlerin yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı müslüman olarak al ve beni iyilere kat" (Yusuf Suresi, 101)

Hz. Süleyman (as)'ın duaları
Süleyman, onun bu sözüne tebessüm ile gülerek dedi ki: "Ey Rabbim! Beni; bana ve ana-babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın salih ameller işlemeye sevk et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!" (Neml Suresi, 19)
Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz Sen, karşılıksız armağan edensin. (Sad Suresi, 35)

 

Hz. Zekeriyya (as)'ın duaları

Hani o Rabbine gizli bir sesle yalvarmıştı. Şöyle demişti: "Rabbim! Şüphesiz kemiklerim gevşedi. Saçım sakalım ağardı. Sana yaptığım dualarda (cevapsız bırakılarak) hiç mahrum olmadım. Gerçek şu ki ben, benden sonra gelecek akrabalarım(ın isyankâr olmaların)dan korkuyorum. Karım ise kısırdır. Bana kendi tarafından; bana ve Yakup hanedanına varis olacak bir çocuk bağışla ve onu hoşnutluğuna ulaşmış bir kimse kıl!" (Meryem Suresi, 3-6)

Orada Zekeriya Rabbine dua etti: "Rabbim! Bana katından temiz bir nesil bahşet. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin" dedi. (Al-i İmran Suresi, 38)

Zekeriya'yı da hatırla. Hani o, Rabbine, "Rabbim! Beni tek başıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın" diye dua etmişti. (Enbiya Suresi, 89)

Hz. Yunus (as)'ın duası
"Yunus'u da hatırla. Hani öfkelenerek (halkından ayrılıp) gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde, "Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum" diye dua etti. (Enbiya Suresi, 87)

 

Hz. Musa (as)'ın duaları

"Mûsâ, "Rabbim! Şüphesiz ben nefsime zulmettim. Beni affet" dedi. Allah da onu affetti. Şüphesiz o, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. Rabbim! Bana verdiğin nimetle asla suçlulara arka çıkmayacağım" dedi. (Kasas Suresi,  16-17)

"Mûsâ dedi ki: Rabbim! Gönlüme ferahlık ver. İşimi bana kolaylaştır. Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar" (Taha Suresi, 25-28)

"Mûsâ; Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de bundan önce helak ederdin. Şimdi içimizden bir takım beyinsizlerin işledikleri günah sebebiyle bizi helak mi edeceksin? Bu sırf senin bir imtihanındır. Onunla dilediğin kimseyi saptırırsın, dilediğini de doğruya iletirsin. Sen bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı. Sen bağışlayanların en hayırlısısın, dedi. Bizim için bu dünyada da bir iyilik yaz, ahirette de. Çünkü biz sana varan doğru yola yöneldik" Allah şöyle dedi: "Azabım var ya, dilediğim kimseyi ona uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kapsamıştır. Onu, bana karşı gelmekten sakınanlara, zekâtı verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım" (Araf Suresi, 155-156)

Sana Döndür Yüzümü Ya Rab! ..



 
Yüreğim neden böyle kırılgan oldu Ya Rab!
Ben ki, senin iznin kaabilinde tüm tasalara göğüs gererdim.
Peygamber hatırası bir tebessümle karşılık verirdim
Elini kaldırıp üstüme yürüyene bile
sabrederdim.
Ve sen Ya Rab!



Yine senin lütfun ile sahip olduğum bu ahlaka şükretmem için hep izin verdin.
Korumam için hep yardım ettin.
Gün olmadı ki, bu davranışlarımın karşılığında
Katından bir ödül bulmayayım
Gün olmadı ki, dilimden düşmediğin anlarda
Tebessüme dönüşmesin bahşettiklerin



Ne zaman ki senin sohbetinden sıyrıldı yüreğim,
İşte o günden beri biçareyim!
Ne zaman ki kalbimdeki yerini başka heveslere pazarladım,
İşte o andan beri avareyim!
Senden uzaklık ateşmiş Ya Rab!
Yanıyorum, merhamet et!

23 Mart 2010 Salı

GÖZÜMÜZ KIBLEYE KALBİMİZ NEREYE...




Dua için ellerimizi açtığımızda, namaza kalktığımızda, evimizi düzenlerken, cenazemizi kabre koyarken dikkat ettiğimiz; otururken, kalkarken, yatarken her zaman ve her yerde yöneldiğimiz bir kıblemiz var. İçimizdeki yönle aynı olan kıblemiz. Mekke'deki Mescid-i Haram'daki Kâbe... Bunun ne büyük lütuf olduğunun farkında mıyız?
Namaza durduğumuzda Mekke'ye yöneliriz. Orada bulunan Kâbe'ye; yani yeryüzünün ilk mescidine, Beytullah'a, Allah'ın evine yöneliriz. 

Evet, ibadetlerimizde ve işlerimizde öncelikle dikkat etmemiz gereken, gönlümüz ve niyetimizdir. Fakat bu, şeklî şartların veya dış görünüşün hiçbir önemi olmadığı anlamına asla gelmez. İnsan olarak dış görünüşe kolayca mağlup oluruz, şeklî şartları yerine getirmeyi asıl gaye haline getirebiliriz. Yüce Mevlâ, böyle bir zaafa düşmememiz için ibadetlerimizde ve yaşayışımızda mananın önemli olduğunu bize bildiriyor. Bundan sonra şeklî şartlara da riayet etmemizi istiyor.
Cenab-ı Mevlâ, kıbleye yönelmekten maksadın ne olduğunu yukarıdaki ayetlerde ifade buyurduktan sonra, ibadetlerimizde Kâbe-i Muazzama'ya yönelmemizin farz olduğunu da şöyle ferman buyuruyor:
"Nereden yola çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Bu, Rabbinden gelen bir hakikattir. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir. (Evet ey Rasulüm!) nereden yola çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Sizler de nerede bulunursanız bulunun yüzünüzü o tarafa çevirin ki, zulüm yapmaya şartlanmış olanların dışındaki insanların size karşı hiçbir delilleri kalmasın. Sakın onlardan korkmayın, yalnız benden korkun. Böylece size olan nimetimi tamamlayayım da doğru yolu bulasınız."(Bakara, 149, 150)
 

KUR'AN- I KERİM 'de İSLAM DİNİNE GİRMEYE DAVET EDEN AYETLER.. .......




İslam dinine girmeye yani müslüman olmaya davet; kişinin İslam’a inanması için aklına ve gönlüne hitab ederek akletmesini sağlamak yoluyla olur. Bunu Allahu  Teala şöyle emrediyor:

ادْعُ إِلِى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُم بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ

“Rabbının yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et. Onlarla en güzel şekilde tartış. Muhakkak ki Rabbın; yolundan sapanları en iyi bilir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.” (Nahl: 125)

İslam dinine girmeye davet ve İslam muhalifleri ile tartışma, hem bu ayeti kerimenin hem de insan tabiatının  gereği olarak delil ile ve hüsnü / güzel muamele ile olur. Baskı, şiddet, tehdid yani terör ile olmaz. Zira terör kişilerin akıl ve gönüllerini açmaz bilakis kapatır, sevdirmez nefret ettirir, benimsetmez inkar ettirir.

 Nitekim Allahu Teala, Resulüne ve onun şahsında mü’minlere gayri müslimleri İslam’a davet hususunda zorba ve baskıcı olmamayı gayet açık şekilde şöyle emretmektedir:

نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ وَمَا أَنتَ عَلَيْهِم بِجَبَّارٍ فَذَكِّرْ بِالْقُرْآنِ مَن يَخَافُ وَعِيدِ

 “Biz onların neler söylediklerini daha iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; şu halde, Benim kesin tehdidimden korkanlara Kur'an ile öğüt ver.” (Kaf:45)

فَذَكِّرْ إِنَّمَا أَنتَ مُذَكِّرٌلَّسْتَ عَلَيْهِم بِمُصَيْطِرإِلَّا مَن تَوَلَّى وَكَفَرٍَفَيُعَذِّبُهُ اللَّهُ الْعَذَابَ الْأَكْبَرَإِنَّ إِلَيْنَا إِيَابَهُمْثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا حِسَابَهُمْ

“Artık sen, öğüt verip hatırlat. Sen, yalnızca bir öğüt verici, bir hatırlatıcısın. Onlara 'zor ve baskı' kullanacak değilsin. Ancak kim yüz çevirir ve inkâr ederse Allah, onu en büyük azab ile azablandırır. Şüphesiz onların dönüşleri bizedir. Sonra onları hesaba çekmek de elbette bize aittir. “ (Gaşiye: 21-26)

وَلَوْ شَاء رَبُّكَ لآمَنَ مَن فِي الأَرْضِ كُلُّهُمْ جَمِيعًا أَفَأَنتَ تُكْرِهُ النَّاسَ حَتَّى يَكُونُواْ مُؤْمِنِينَ

“Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin tümü, topluca iman ederdi. Öyleyse, onlar mü'min oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın?” (Yunus: 99)

İslam’a davet karşısında kör ve sağır, katı, tavır sergileyenlere karşı takınılacak tutumu da şu şekilde açıklıyor:

وَإِن تَدْعُوهُمْ إِلَى الْهُدَى لاَ يَسْمَعُواْ وَتَرَاهُمْ يَنظُرُونَ إِلَيْكَ وَهُمْ لاَ يُبْصِرُونَخُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ

“Eğer onları doğru yola çağırırsanız işitmezler. Onları sana bakar görürsün, oysa onlar görmezler bile. Sen afv yolunu benimse (onlara aldırma), örfü (İslâm'a uygun olanı ) emret ve cahillerden yüz çevir.” (A’raf : 198-199)

İSLÂM'DA İSLÂMÎ ZİHNİYETİN TEMEL ÖĞELERİ




بســــــــــم الله الرحمن الرحيــــــــــم

İSLÂM'DA DÜŞÜNCE YÖNTEMİNİN ÖNEMİ VE
İSLÂMÎ ZİHNİYETİN TEMEL ÖĞELERİ

وَلَكِنَّ اللَّهَ حَبَّبَ إِلَيْكُمُ الْإِيمَانَ وَزَيَّنَهُ
 فِي قُلُوبِكُمْ وَكَرَّهَ إِلَيْكُمُ الْكُفْرَ وَالْفُسُوقَ وَالْعِصْيَانَ أُوْلَئِكَ هُمُ الرَّاشِدُونَ

"Fakat Allah size imanı sevdirmiş ve onu kalplerinize ziynet yapmıştır. Küfrü, fıskı ve isyanı da size kerih / çirkin göstermiştir. Râşid   olanlar (Rüşte ermiş olanlar) işte bunlardır. " (Hucurat 7)

Allahu Teala böyle buyurduğu halde günümüzde çoğu Müslüman ne kadar küfür, isyan ve fısk varsa “modernlik”, “çağdaşlık” adlandırmaları ile onlara hayran kalıyor, onlardan kaçınmıyor ve hatta onlara koşuyor.

 - Domuz haramdır diyorlar ve ondan tiksiniyorlar. Faiz de haramdır ama ona koşuyorlar. Halbuki; faizin en hafifi kişinin annesi ile Kâbe'de zina etmesi olarak vasıflandırıldı. Onunla amil olanlar Allah ve Resulü ile savaşan olarak nitelendirildi.

- Demokrasi küfürdür, şirktir diyorlar. Fakat, "söz artık halkındır" ve "bir gün değil her gün demokrasi olsun" diye övgüler düzen, demokratlık yarışına giren Müslümanlar var.

- Cumhuriyeti küfür saydıkları halde, ona “fazilettir” diye övgü yağdırabiliyorlar.

- Laiklik küfürdür, Allah'a kafa tutmaktır dedikleri halde “bu işe dini karıştırma” da diyebiliyorlar.

- Münker görüldüğünde değiştirilmelidir inancına sahip olanlar; çağdaş münkerler karşısında “zaman sana uymazsa sen zamana uy” diye çağrıda bulunabiliyorlar.

- Haramla Allah razı edilmediği halde, “gaye vasıtayı meşru kılar” diyen makyavelist düşünceli Müslüman tipler türemiştir.

- Amellerin ölçüsü helal-haram, sevap-günah olması gerekirken, “fayda ve zararı” ölçü alan Pragmatik zihniyete sahip kişiler mevcut.

 - Kadının korunması gereken bir namus olduğu bilindiği halde karısının, kızının, bacısının açık saçık dolaşmasını, nafaka temini peşinde koşuşturmasını, siyasal ve sosyal faaliyetlerde bulunmasını savunan, bundan sıkıntı duymayan ve hatta zevk alanlar var.

- Allah'ın rızası için malından infakla mutlu olunması gerekirken bundan kaçınan ve hoşlanmayanlar var.

- Allah küfrü ve kafiri, müşrikleri pislik, murdar olarak vasıflandırırken; “küfre ve kafire hoşgörülü ve sevgi ile yaklaşmalı” “yaratılanı yaratandan ötürü sevmeli” söylemi ile katılımcılığı savunarak onlarla diyalog peşinde koşanlar var.

Böylesi örnekleri daha da çoğaltmak mümkündür. Bir Müslüman böyle durumlara nasıl düşer?!... Elbette ki, İslâmî zihniyetten uzaklaşmak bütün problemlerin ana kaynağıdır.

Düşüncenin insan yaşamındaki yeri malumdur. Kişi ancak sağlıklı düşündüğü sürece insandır. Zira insanın hayvanlardan en bariz farkı düşünebilmesidir. Düşünmek yani akletmek ise, eşya ve olaylar hakkında zihinsel hüküm vermektir. İşte, kişi bu hükümlerine göre hareket ettiği sürece hayvanlardan farklı olmaktadır. Aksi halde o, hayvanlar gibi sadece duygularının, arzularının peşinde koşar. İnsanların ekserisi de bu duruma düşmektedir. Yani genelde aklederek değil de arzu ve duygularının tatmini peşinde koşarak yaşamaktadır. Nitekim Allahu Teala bunu şu şekilde bildirmektedir:

أَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَهَهُ هَوَاهُ أَفَأَنتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَكِيلًا  أَمْ تَحْسَبُ أَنَّ أَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ أَوْ يَعْقِلُونَ إِنْ هُمْ إِلَّا كَالْأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ سَبِيلًا

"Hevasını (arzu ve duygularını) kendisine ilah edineni gördün mü? Şimdi ona sen mi vekil olacaksın?        Yoksa sen onların çoğunun gerçekten söz dinleyeceğini yahut akledeceğini mi sanıyorsun? Gerçekte onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar daha şaşkın haldedirler." (Furkan 43-44)

Hayal etmek yaşamak demektir ....





Her yeni gün umut demektir
Ben de umut ederim
Hep güzel şeyleri
Beklediklerimi, hayallerimi
Umut ederim her yeni günde
Sevdiklerimi, birlikte geçecek
Güzel günlerimizi.

Umut etmek yaşamak demektir
Hayal etmek yaşamak demektir
Umut etmeyen, hayal etmeyen
Bir ölüden farksız demektir.

Koyamam kendimi ölmeden mezara
Geçemem hayallerimden kazara
Umut ederim hep, beklerim hep
Her yeni gün umut demektir
Yaşamak demektir çünkü.

Sen aşksın ....




Sen aşksın; Çünkü sen her taraftasın sağımda,solumda,arkamda,karşımda.Ne yana dönsem her yanda sen varsın.

Sen aşksın; Çünkü sana yürüyorum,önüme çıkan hiçbir sapak,hiçbir kavşak ilgilendirmiyor beni.Yürümenin en zor olduğu yol bu belkide.Hiçde şikayetçi değilim bu yolda yürüdükçe mutlu oluyorum.

Sen aşksın; doğa her cinsin yaşayabilmesi için nasıl kurallar koymuşsa,benim kuralımda,kanunumda sensin.

Sen aşksın; çünkü paylaşacağımız daha çok şey var.Hayatın herhangi bir yerinde bir çiçeği birlikte koklamak,sonra o kokunun bize verdiği hazla sıkı sıkı sarılmak istiyorum sana.

Sen aşksın; ve ben seni özgürce seviyorum bir kadının hakkı olduğu gibi. Seni AŞK adına seviyorum,nefesimi tutarak.

Sen aşksın; ben bu aşkı istiyorum.Aşkın akışına kapılıp,hiçbir kaygı duymadan gidebildiğim yere kadar gitmek istiyorum.

Sen aşksın; seni yeniden bulmak ve birdaha kaybetmemek istiyorum.

Sen aşksın; benim gibi coşkun bir denizi aktığı yolu çok iyi bilen bir ırmağa çevirebilecek tek güç sensin.

Orada kal.

Ayrılma yolumun üzerinden sana ulaşamasam da bu yolda ölmek bile yeter bana.

Allah'ım! -Ey- yüce nurun Rabb'i!





"Allah'ım!
-Ey- yüce nurun Rabb'i!
-Ey- yüksek kürsünün Rabb'i!
-Ey- kaynayan denizin Rabb'i!
-Ey- Tevrat, İncil ve Zebur'u indiren!
-Ey- gölgenin ve sıcak -güneşin- Rabb'i!
-Ey- yüce Kur'an'ın Rabb'i!
-Ey- mukarreb meleklerin, peygamber ve elçilerin Rabb'i!
Allah'ım!

Kerim ismin hürmetine, her şeyi nurlandıran yüzünün nuru ve kadim mülkünün hürmetine senden istiyorum. Ey diri, ey kayyum! Göklerin ve yerin kendisiyle ışıklandığı ismin hürmetine, öncekilerle sonrakileri kendisiyle ıslah ettiğin isminin hakkı için senden istiyorum. Ey her diriden önce diri. Ey her diriden sonra diri. Ey hiçbir diri olmadığı zaman diri olan. Ey ölüleri dirilten. Ey dirileri öldüren. Ey kendisinden başka ilâh olmayan diri!


Allah'ım!

Ben bugünün sabahında ve yaşadığım sürece onun üzerimdeki ahdini, akdini ve biatini yeniliyorum. Hiçbir zaman ondan vazgeçmeyeceğim ve onu zail etmeyeceğim.

Allah'ım!

Beni onun ensarından ve yardımcılarından, onu savunanlardan, hacetlerini yerine getirmeye koşanlardan, emirlerine itaat edenler-den, onu himaye edenlerden, isteği doğrultusunda diğerlerinden öne geçenlerden ve huzurunda şahadete erişenlerden eyle.

22 Mart 2010 Pazartesi

AFFETMEK

affetmek

“Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam'a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir.” (Araf Suresi, 199)

  Bir başka ayette Allah, "... affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir." (Nur Suresi, 22) şeklinde buyurmaktadır. Kuran ahlakından uzak yaşayan kimseler için affetmek son derece zordur. Çünkü yapılan bir hata karşısında hemen öfkeye kapılırlar. Ancak Allah müminlere affetmenin daha güzel bir davranış olduğunu bildirmiştir:

“Kötülüğün karşılığı, onun misli (benzeri) olan kötülüktür. Ama kim affeder ve ıslah ederse (dirliği kurup-sağlarsa) artık onun ecri Allah'a aittir...” (Şura Suresi, 40)
... Yine de affeder, hoş görür (kusurlarını yüzlerine vurmaz) ve bağışlarsanız, artık elbette Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Teğabün Suresi, 14)

  Kuran'da "Kim sabreder ve bağışlarsa, şüphesiz bu, azme değer işlerdendir." (Şura Suresi, 43) ayetiyle de affetmenin üstün bir ahlak özelliği olduğu haber verilmektedir. Dolayısıyla müminler affedici, merhametli, hoşgörülü davrananlar ve Kuran'da bildirildiği gibi onlar, "öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir." (Al-i İmran Suresi, 134)

affetmek

    Müminlerin affedicilik anlayışları, Kuran ahlakını yaşamayan kimselerinkinden çok farklıdır. Bazı kişiler, karşılarındaki kişiyi bağışladıklarını söyleseler de, bu kişilerin kalplerindeki kin ve kızgınlıktan kurtulmaları uzun sürer. Tavırları genellikle bu kızgınlığı yansıtacak şekildedir. Müminlerin affediciliği ise samimidir. Müminler insanın dünyada imtihan olan, hata yaparak öğrenen bir varlık olduğunu bildikleri için hoşgörülü ve şefkatlidirler.

   Ayrıca müminler, tamamen haklı oldukları ve karşı tarafın tümüyle haksız olduğu bir durumda bile hiç tereddütsüz affedebilirler. Affetme konusunda, hataları, büyük ya da küçük olarak ayırmazlar. Bir kimse hatayla büyük bir kayba sebep olabilir. Ancak meydana gelen her olayın Allah'ın kontrolünde ve bir kader dahilinde geliştiğini bilen müminler, bu tür bir olay karşısında tevekküllü davranır ve kişisel bir kızgınlık içerisine girmezler.

    Kısacası öfkelenmek insanın en başta ruh halini olumsuz yönde etkileyen ve buna paralel olarak sağlığını zedeleyen bir tavır bozukluğudur. 
 
    Affetmek ise kişiye zor gelse de öfkenin getirdiği tüm olumsuzlukları ortadan kaldıran, kişinin hem fiziken hem ruhen sağlıklı bir yaşam sürmesine yardımcı olan güzel bir davranış şekli, üstün bir ahlak özelliğidir. Elbette ki affetmek, sağlıklı kalmaya vesile olan davranışlardan biridir ve herkesin yaşaması gereken olumlu bir özelliktir. Ancak affetmede asıl amaç -herşeyde olduğu gibi- Allah'ın rızasına uygun bir ahlakı yaşamak olmalıdır. Faydaları bilimsel olarak günümüzde tespit edilen bu ahlak özelliğinin Kuran'da pek çok ayetle bildirilmesiyse, Kuran'daki hikmetlerden sadece bir tanesidir.

Bir eşi olmalı insanın !!!







İnsanın eşi olmalı bakarken yüreğinin kabardığı

Sabah gözlerini açtığında yanında olduğunu görüp

İnsanın eşi olmalı bakarken yüreğinin kabardığı gözlerinden gözlerine yüreğinin aktığı…aşık olduğu bir eşi olmalı!


Sabah gözlerini açtığında yanında olduğunu görüp şükürler etmeli Yaradana. Koklamalı saçlarını. Uyuyan eşine şefkatle bakıp usulca dokunmalı yüzüne varlığını hissedebilmek için. Parmakları titremeli incitirim korkusuyla. Sürekli çağlayan bir pınar olmalı gönlü…kramplar girmeli midesine...

Rüzgar onun kokusunu getirmeli yağmur onun sesini. Elleri yanmalı ellerini tutabilmek için. pırpır etmeli yüreği. Kelebekler gibi olmalı insanın kalbi. Ayakları birbirine dolaşmalı heyecandan eve dönerken eşi. Beklemek asırlar gibi uzun gelmeli. Gelişi ile sonsuz bir nur dolmalı içine.

Yüzüne baktığında konuşmadan anlamalı derdini tasasını öfkesini herşeyiyle. Başını göğsüne koyup huzurla uyuyabilmeli tüm düşüncelerinden arınmış olarak. Babası abisi arkadaşı dostu sırdaşı anası çocuğu olmalı… Şımarabilmeli yanında. Kıskanılmalı zaman zaman da…


Bir eşi olmalı insanın!!!


Sabah yolcularken işine içi acımalı daha yollarken özlemeye başlamalı.
Akşam dönüşünü beklemeli sabırsızlıkla. Gözleri yollarda kalmalı ve kapıyı çalmadan açmalı…aşkla karşılamalı hasretle sarılmalı boynuna özlemle koklayıp yıllarca uzak kalmışcasına!
Her günü bir başka güzel olmalı yaşamın bir başka özel bir başka soluklanmalı her anında. Verdiği hiç bir şeyin yeterli olmadığını düşünüp kahrolmalı daha fazla ne yapabilirim diye düşünmeli. Mutluluk saçmalı etrafına.
Bir eşi olmalı insanıncennetten köşe almışcasına sevdiği sakındığı
Her bir hücresinden aşkın fışkırdığı çölde okyanusu yaşadığı bir eşi olmalı!!!

Bir eşi olmalı insanın !!!

TESETTÜR VE KADIN .....

tesettür


   Genelde değereli olan her şey, en iyi biçimde korunur, böylece rahatsız edici bakış ve hareketlerden mahfuz kalır.
   İslam açısından kadın bir çiçek gibidir ve tesettür onun pak varlık cevherini, kötü ve hasta kalplilerden koruyor.
    Bir kadın kapalı ve vakur biçimde evden çıkıp iffetli olursa kötü insanlar onu rahatsız etmeye cesaret edemezler.
   Başka bir ifade ile nefsin hicabı, insanı kötülüklerden korur. Tesettürlü kadınlar vücutlarının güzelliklerini örttükleri nedeni ile bir çok sosyla hasarlardan korunuyorlar.

   Kadınların tamamen kapanmaları ve tesettürlü olması, onların daha çok korunmasına sebep olur.
  Hicabın yapıcı etkilerinden biri birey ve toplumun bir çok fesat ve kirlilikten korunmasıdır. Bu sebepten dolayı kadınlara kendi güzelliklerini mahrem olmayanlara göstermemeleri belirtiliyor.


   İslam'da kadınların kapanmasından hedef, onların erkeklerle muaşiretlerinde vücutlarını örtmesi ve kendini teşhir etmekten kaçınmasıdır. 
 
   İslam, fesat olgusuna karşı her şeyden daha fazla onların temel sebeplerine dikkat ediyor ve fesat yolunu kaynağından kapatmaya çalışıyor. Allah teala Kuran Kerim'in Nur suresinin 30 ve 31.ayetinde mumin kadınlar ve erkeklere gözlerini haramdan sakınsınmaları, ırzlarını korumalarılar ve kadınlara yüz ve el gibi görünen kısımlar hariç ziynetlerini göstermemeleri tavsiye ediliyor. Şüphesiz kadın erkek ilişkilerinin kontrolsüz olan bir toplum ahlaki yok oluşa doğru yol alır ve saadete ulaşmaktan sapar.

   Günümüzde bir çok düşünür, tesettürün kadınlar arasında ‘Kendine değer verme' duygusu ile bağlantılı olduğu görüşünde. Kendine güven ve değer veren kadınlar aşağlık duygusu hissetmiyor ve yabancı erkeklein dikkatini çekmeye çalışmıyor. Amerikalı psikolog Abraham Maslow'a göre kendine saygı duygusu tatmin olunca, insan özgüven kazanır ve değerli olduğunu hisseder, böylece dünyadaki varlığının yararlı ve etkili olduğunu düşünür.

    İslam açısından bir kadın ne kadar metin ve vakur olursa o kadar saygın biri olur.
 
   Kadının vakar ve metaneti onun hicabına bağlıdır. Hicap kadının kutsal haremi ve onun huzur kalesidir ve topluma kadının konum ve önemini hatırlatır.



  Eğer İslam dini kadınlara tesettürlü olmaları gerektiğini söyluyorsa, kadının toplumda bulunma hakkının olduğunu gösteriyor; tabi ki sağlıklı ve insani bir varlık. Hicap kadına toplumun kültürel, sosyal ve ekonomik alanlarında ortak şekilde faaliyet yapması imkanını sağlıyor.

19 Mart 2010 Cuma

S€VGİNİN B€D€Lİ


 

S€VGİNİN B€D€Lİ



Hasretlik çekmeli yanana kadar.
Ya sabır demeli dönene kadar.
Yüreği dökmeli bilene kadar.
Sevginin bedeli değildir kolay.

Çıkmamalı asla yüreğe konan.
Çıksa da karşına âlemi cihan,
Candan da ileri olmalı canan.
Sevginin bedeli değildir kolay.

Verdiğinle sen ol, bakma almaya,
Ömür uzun değil, sarıl gülmeye.
Sevgi için değer bile ölmeye.
Sevginin bedeli değildir kolay.

Sevgi deyil kalbi değil yaşlanan.
Bir ömür tükenmez aşkla başlanan.
Sevgiden gayrisi sanma yaşanan,
Sevginin bedeli değildir kolay.


 

@@@... KABE' YE HASRET KALDIM...@@@@


     
     Bu kaçıncı hayal kırıklığım,kaçıncı ümitlerimin sönüşü,sayısını unuttum.Allah nasip etmeyince olmuyor işte.Bu sene de Umreye gidenlerin arkasından baktım ağladım.
Gözyaşlarımı hüznüme yoldaş ettim.Hüznümü de gözyaşlarımı da sevmeye başladım.O kadar uzun zamandır beraberiz ki;birbirimize alıştık.Göz yaşlarım çaresizliğimi damla damla önüme döküyor..Omuzlarımın çöktüğünü,ayaklarımın dolandığını hissediyorum.Gizlemeye çalışıyorum ama ,nafile.Kalabalıklarda da yalnızım.

     Küçük bir umut bile doğsa hayaller kuruyorum hemen.ayaklarım yerden kesiliyor.Sanki ben ben deyilim.O karamsar ben gidiyor yerine cıvıl cıvıl yerinde duramayan biri geliyor.
Hiç görmediğm Cidde havaalanını bile hayal ediyorum.
    Oraya inişimi otele gidişimi.Mekke ye Medine ye girişimi.Kabe yi ilk görüşümü,Mescidi haram,Mescidi nebevide namaz kılışımı, Hira ya çıkışımı, Arafata, Müzdelifeye, Minaya gidişimi ve daha neler neler hayal ediyorum.Engellere takılıp gidemeyince de yıkılıyorum.
   Ümitsizlik girdabında dönüp duruyorum.Ben oralara gitmeye layık bir kul deyilim ki Allah beni yollamıyor düşüncesi içimi acıtıyor.Peygamber aşkım yeterli deyil ki Mevla bana O nu ziyareti nasib etmiyor.Ben nasıl bir kulum böyle.
    Nasıl bir ümmetim.

    Bazan kendimi teselli ediyorum. Diyorum ki kendime:Bak bu defada gidemedin ama Rabbin seni hazırlıyor.Her engelde daha bir özlüyorsun daha çok istiyorsun.
     Aşkın ziyadeleşiyor.Bundan 10 sene önce gene istiyordun ama ne biliyordun?Sadece Mekke Medine Kabe.Oralara gidiliyor hacı olunuyor geliniyor.Ama her geçen sene ve özellikle gitmeye niyetlenip de gidemediğin son iki sene de neler öğrendin.
    Son iki sene Peygamberin hayatıyla ilgili çok kitaplar okudun öğrendin.Öğrendikçe sevdin, sevdin.Tanımadığın sahabileri tanıdın.ilk öğretmen Musab bin umeyr'i,Kuran'ı Kerimi açıktan ilk okuyan Abdullah Bin Mesud'u,en çok hadis bilen Abdullah Bin Ömer'i,en çok hadisi şerif rivayet eden ebu Hureyre'yi,tövbesiyle meşhur ebu Lübabe'yi,Asım bin Sabit'i,Muaz bin Cebel'i,Osman bin Talha'yı,İranlı sahabi Salmani Farisiyi,Usame bin Zeydi,Meşhur kumandan Halid bin Velid'i,Fatıma binti Esedi,Hansa Hatunu ve daha nicelerini.....

KABE'ye Hasret Kaldımm ........

18 Mart 2010 Perşembe

Seviyorum seni...





Seviyorum seni...
Uçsuz bucaksız bir nehir gibi sana akıyorum...
Gülüşlerini gördükçe çağlıyor umutlarım...
İçimdeki tüm acılar eriyor sanki....
Uçurumun kenarında nefes alırken acıya inat sana tutunuyorum. Hayata sımsıkı sarılıyorum...


Baharlar nedense daha güzel...
Rengarenk herşey....
Her cicekte senin güzelliğini temaşa ediyor gözlerim.....
Karanlıklarda boğulurken şimdi yıldızlara gülümsüyor çocuksu yüzüm...
Çünkü seni seviyorum ve seviliyorum.


Her gülüşünde içimde baharlar nazlı bir gelin gibi diziliyor gözbebeklerime..
Sürgün yemiş turnalar bile gökyüzünde gökkuşağıyla dans ediyor.. Nisan yağmurları o kadar ıslatmıyor kirpiklerimi..
Baktığım her yerde gözlerin canlanıyor...
Bir an üşürsem hayallerine dalmak bile yetiyor....


Sen varsın....
Bir nefes kadar yakınsın...
Umutlarım yüreğime dolmuş ve bahar ise gözlerimde ..
Karakış olsa bile ben gözlerinde yaşıyorum güneşli sabahları....
Çünkü seni seviyorum ve seviliyorum......


Hüzünlü Sevdam




Ben bir kardelenim
Uçurumda kalmışım
Boynu bükük solmuşum
Tekrar yaşat beni
Hüzünlü sevdam

Yaralı bir kuşum
Pencerene konmuşum
Sar yaralarımı,
Uçur beni hüzünlü sevdam

Bir kar tanesiyim
Üşüyerek gelmişim
Bir deniz arıyorum
Kat beni sularına hüzünlü sevdam

Bir garip notayım
Bestesiz kalmışım
Al beni şarkına
Söyle hüzünlü sevdam

Gözünde bir damlayım
Asılı durmaktayım
Kat beni gözyaşına
Ağla hüzünlü sevdam

Seveceğim Ben Seni ...



Yalan yanlış sözlere bendim aslında kanan
Arkadaşlarım çoktu unuttular hep beni
Bana mutluluk veren, sadece sensin inan
Sevsen de sevmesen de seveceğim ben seni.

Sevginin tazyikinden yıkıldı gitti bendim
Aşk yolunda yürürüm yıllardır inan kendim
Karşılık alamadan dünyada seven bendim
Sevsen de sevmesen de seveceğim ben seni.

Görüyorum ben seni sabinin bakışında
Sanki peri kızısın suların akışında
İçimden gelen duygu irademin dışında
Sevsen de sevmesen de seveceğim ben seni.

Çekirdek olan sensin ben dolanan bir uydu
Kalbini bilmiyorum kafalarımız uydu
Delice sevdiğimi senden başkası duydu
Sevsen de sevmesen de seveceğim ben seni.

Benden uzakta kalman aslında olay değil
Süper güzelsin demek seninle alay değil
Seviyorum demekse o kadar kolay değil
Sevsen de sevmesen de seveceğim ben seni.

Aynadaki yüzümsün canım...



Kokunu kattım tenime
Saçlarından aldım yıldızları
Gözlerim senden anı
Aynadaki yüzümsün canım...

Şimdi kokunu duyamıyorsam
Şimdi saçlarını sevemiyosam
Gözlerinde rüyalara dalamıyosam
Sebebi kara topraklardır canım....

17 Mart 2010 Çarşamba

GEL MELEK YÜZLÜ AŞK...




Kadife saçlarını savurunca yel
vurunca hayalin gözlerime
üşüyünce nergiz
gülünce gül
çağlayınca nehir
gel
gel yudum yudum, yürek yürek
gel konuş benimle bu uzak dünyada

sevdamı çizip mavi bulutlara
her gece iki büklüm
her gece iki damla gözyaşı
iki damla hasret çiçeği ile bekledim seni
gelmedin kardelenim,
kelebeğim,
meleğim

öyle kırılgan, öyle titrek, öyle ince
seni beklerim her gece
su ve şiir rengi akar sol yanım
eririm senin için hece hece

sen ki, iki damla yağmur,
iki damla çiy
İki damla gözyaşı,
iki damla sevinç olur
düşersin yüreğime gizlice

sen ki, iki damla rüzgar
iki damla kor,
iki damla öfke olur
tutuşturursun bedenimi her gece

ey hayatımın kaynağı
ey güzel hikayem
ey ölümsüzlüğün adı
aşkım
nerdesin
gel

gel ey saçlarıma düşen kar
hayatıma esen rüzgar
yüreğime saplanan hançer
gel artık ne olursun

yoksan
varsın dal yetim kalsın
solsun gül
bülbül figan etsin
hazan rüzgarları essin dört mevsim

yoksan
üryan düşsün ağaçlar
dal kırılsın
hüzün döksün gül

gel
gel de şiirler oku bana
masallar anlat
mutlu, mavi çiçekler açan

Meleğimsin…









Meleğimsin…

Benim melek sevgilim.
Canımın içi, sevgilerin en güzeli, sevdaların en büyügü…
Yine sana yazıyorum bugün…
Her zamanki gibi seni düşünüyorum, seni özlüyorum ve her an seni besliyorum içimde.

Bu nasıl aşktır diye kendime soruyorum.
İnsan bukadar severmi , bu kadar anımsarmı heran aynı gözleri …
Öyle seviyorum ki seni buna…
Her şey şahit!
Herkes şahit!
İstanbul bile…

İllede sen ol istiyorum heran yanımda,
Ellerin ellerimde,
Gözlerin gözlerimde…
Seni öyle seviyorumki;
Akşam batan güneşin asaleti gibi,
Sessizce yağan yağmurun verdiği huzur gibi,
En yorgun oldugun anlarda yeşil bir ağacın dalında,
çıvıldasan bir kuş sesinin verdiği mutluluk gibi,
Esen karayel gibi,
Sevgi benim için ağızda değil yürekte olmalı kalpte olmalı.
Seni yüreğimle kalbimle seviyorum.

Hz Adem as ve Hz Havva 'nın tevbe Duası


Hz Adem as ve Hz Havva 'nın tevbe Duası



 
رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنفُسَنَا وَإِن لَّمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ



“Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.”

A'RÂF-23

Ey yangın yürekli Medine!





Ey gözyaşımız! Ey yangın yürekli Medine!

Rabbimiz Sen avuçlarımıza düşen gözyaşlarından haberdârsın. Sen o elleri ve göz yaşlarını geri çevirmezsin.

Sevgili Rasulün bizim hakkımızda ne dilediyse biz de onları diliyoruz. Bizim için nelerden sakındıysa biz de onlardan sakınıyoruz. Bütün işlerimizi Sana havale edip her şeyimizle Sana sığınıyoruz. Her bir şerden ve kötülükten Sana sığınıp her bir güzeli ve hayrı Senden istiyoruz.

Bizi kendine dost seçinceye kadar yaşat ve aşkınla yandığımız bir anda canımız al!.. Ki ölüm aşkın adı olsun. Ölüm vuslatın tadı olsun.

Ey ateşin yakamayacağı denizin ıslatamayacağı ama yanmaya mecbur ıslanmaya gözyaşına mahkum aşk!
Ey gecenin ve dahî asaletin zerafetin muhabbetin hayran kaldığı kara sevdamız Kabe!
Ey Ravza! Ey Efendimiz! Ey canımız! Ey yanık en yanık hüzün!
Ey gözyaşımız! Ey yangın yürekli Medine!
Ey Peygamberimi seven Uhud! O'nu sevmeyi senden mi öğrenmeliyiz?

Ve her şeyin sahibi! Sevmeye şükretmeye kulluğa aciz kaldığımız! En güzide yolculuğumuzun ev sahibi! Gönlümüzün sahibi! Bizlere aşkını ve "ümmeti" diye endişelenen Sevgili Habibinin muhabbetini bahşet! İstiyoruz ki gönlümüzün inşirâhı hep sürsün!

'ım şu anda Ravza'da Kabe'de insanlar yana yana ağlaya ağlaya Sana dua ve ibadetler ediyorlar. Dualarımızı ve ibadetlerimizi oradakiler gibi makbul eyle!

Bilhassa Türkiye'de ve tüm dünyadaki mümin mazlum yardıma muhtaç kardeşlerimiz için de "Amin!" diyoruz. Biliyoruz ki haberimiz olmayan ve tavır almadığımız her zulümde bizim de payımız vardır. Dualarımızla onların yanında olmak istiyoruz onlara yardım et ya Rabbi!

Bizler bu çatı altında güzide bir ortam ve büyük nimetler içinde bulunuyoruz. Nimetin büyüklüğü altında ezilsek bile biliyoruz ki kadrini idrak edemiyoruz. Kadrini bilemiyoruz diye elimizden alma Rabbim!

Afv et bizi! Senin evlerinden bir ev olan bu mekanı ve bunun gibi mekanları evlerini mescitlerini koruyacağın gibi bizleri de kıyamete kadar koru...

15 Mart 2010 Pazartesi

SEN BENİM Ölümsüz Aşkım Olurmusun ?





Gözlerin gözlerimin önünde perde oldu
Nereye baksam seni görüyorum
Dilimde senin adını sayıklıyorum
Sonsuz aşkım sen olur musun?

Böyle delicesine sevmişken
Hayallerimde seni süslerken
Gözlerin gözlerimi görmüşken
Ölümsüz aşkım sen olur musun?

Elini tutup,gözlerine baktığım
Seni seviyorum diye haykırdığım
Son Aşkım sen olur musun?

Son nefesimde sen derken
Yanımda olur musun?
Yazdığım en güzel aşk şiirinin kahramanı
CANIM sen olur musun?

BEN SANA Bağlanmışım ......





Gözlerin coşkun ırmak köprüsüz geçeceğim
Bilmiyorum geçerken acep ne yapacağım
Belkide bu dünyadan kaybolup göçeceğim
En temiz duygularla bağlanmışım kalmışım.

Aşkın sevdan hatıran bende öyle büyük ki
Katmer oldu üst üste perçinledin kalbimi
Anlamadım geçtim gittim aldım senin derdini
En temiz duygularla bağlanmışım kalmışım.

Bazen sisler içinde beliren hayaline koşarım
Heveslenir umutlanır neşe dolar coşarım
Her gün ağlar küserim sabrederim yaşarım
En temiz duygularla bağlanmışım kalmışım.

Bir yara belirdi birden sevince kanamıştı
Sağ olsun tanıdıklar sebepsiz ağlatmıştı
Sevdim ama sormayın Yaradan bağlatmıştı
En temiz duygularla bağlanmışım kalmışım.

Yaramı sardı doktor sevgiyle merhem sürdü
İyileştim doğruldum gözlerim o yari gördü
İşte dedim işte budur aşk hafifçe bana güldü
Bundan böyle ben yare bağlanmışım kalmışım.

BEN YANLIZ SENLE VARIM ......



Ben seni senden çok uzakta sevdim
ben bir yıldızdım evrende.
sense varlıgımdan habersiz dönen dünya
yanındaydım bilki her anında..

sevincinde de hüznünde de gamında da
ama sen bilemezdin bunları asla ve asla.
içimde kopardıda tufanlar ardı ardına
şimşekler çakardı da....

sen yine aldırmadan dönerdin yanımda
bense yalnız seni izlerdim evrenin başıboşluğunda..
işte benim hayatımın masalı burda
geçmişimde sen hayalimde sen
ve bilki her anımda yine sen....

SENSİZLİK ÖLÜM BANA
ÖLÜM ACIR SENLEYKEN
DESİNLERKİ ECELİNDİR GELEN
GELEN SEN OLDA GÜLEREK ÖLEYİM BEN
GÜL YÜZÜNE BAKAMAZSAM
ÇIKAR MI Kİ BU CAN BU BEDENDEN

bilki bu kalp senin

ölesiye sevildin

ÇÜNKÜ BİTANEM.............

SURE- İ FATIR . 5. AYET

11 Mart 2010 Perşembe

Efendi hz. lerinden Sözler...





* Edebi gözetmek, zikirden üstündür. Edebi gözetmeyen Hakk'a kavuşamaz.

* Ehlin gönlü için (ailenin gönlünü almak için) günah işlemek ahmaklıktır.

* Farzı bırakıp, nafile ibadetleri yapmak boşuna vakit geçirmektir.

* Gına sahiplerinin yani zenginlerin, alçak gönüllü olması güzeldir. Fakirlerin ise onurlu olması lazımdır.

* İnsana lazım olan önce Ehl-i sünnete uygun inanmak, sonra Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymak, daha sonra tasavvuf yolunda ilerlemektir.

* Kalbin tasviyesi (temizlenmesi); İslamiyete uymakla, sünnetlere yapışmakla, bid'atlerden kaçmakla ve nefse tatlı gelen şeylerden sakınmakla olur. Zikir ve rehberi, doğru yolu gösteren âlimi sevmek bunu kolaylaştırır.

* Kalbin birçok şeyleri sevmesinin sebebi, hep o bir şey içindir. O da nefsdir.
* Kâfirlere kıymet vermek, müslümanlığı aşağılamak olur.


* Kelime-i tevhid; putlara ibadeti bırakıp, Hak teâlâya ibadet etmek demektir.

* Küfür, nefs-i emmarenin isteklerinden hasıl olur.

* Malı zarardan korumanın ilacı, zekat vermektir.

* Mübahları gelişi güzel kullanan, şüpheli şeyleri yapmağa başlar. Şüphelileri yapmak da harama yol açar.

* Büyükleri sevmek, saadetin sermayesidir. Muhabbete müdahane, gevşeklik sığmaz.

* Nefs bir kötülük deposudur. Kendini iyi sanarak Cehl-i mürekkeb olmuştur.

* Nefse, günahlardan kaçmak, ibadet yapmaktan daha güç gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır.

* Razzak olan Hak teâlâ, rızıklara kefil olmuş, kullarını bu sıkıntıdan kurtarmıştır.

* Seadet, ömrü uzun ve ibadeti çok olanındır.

* Seadet-i ebediyyeye kavuşmak, peygamberlere uymağa bağlıdır.

* Sohbeti ganimet bilmelidir. Sohbetin üstünlüğü, bütün üstünlüklerin ve kemallerin üstüdür.

* Sünnet ile bid'at birbirinin zıddıdır. Birini yapınca öteki yok olur.

* Zahid, dünyaya gönül bağlamadığı için, insanların en akıllısıdır.

* Zekat niyeti ile bir kuruş vermek, dağlar kadar altını sadaka olarak vermekten kat kat daha sevapdır.

* Salih ameller İslamın beş şartıdır. Salih amelleri yapmadan kalb selamette olmaz.

* Cennet ile Cehennem'den başka ebedi bir yer yoktur. Cennet'e girmek için iman ve dinin emirlerine uymak lazımdır.

* Dünyayı maksad edinmemeli. Dünya, nefsin arzularına yardımcıdır. Dünya ve ahiret bir arada olmaz. Dünyaya düşkün olmak, günahların başıdır. Dünyaya düşkün olanlar ahirette zarar görür. Dünyaya düşkün olmamanın ilacı, İslamiyete uymaktır.

* Bu zamanda dünyayı terk etmek çok zordur. Dünyayı terk lazımdır. Hakikaten terk edemeyen, hükmen terk etmelidir ki, ahirette kurtulabilsin. Hükmen terk etmek de büyük nimettir. Bu da, yemekte, içmekte, giyinmekte, meskende, dinin hududundan dışarıya taşmamakla olur.

* Dünyayı terk etmek iki türlüdür; birincisi, mübahların, zaruret mikdarından fazlasını terktir. Bu çok iyidir. İkincisi, haramları ve şüphelileri terkedip yalnız mübahları kullanmaktır. Bu zamanda bu da iyidir.

* Tesbih okumak (sübhanallah demek), tövbenin anahtarı ve hatta özüdür.

* Vakit çok kıymetlidir. Kıymetli şeyler için kullanmak lazımdır. İşlerin en kıymetlisi sahibine hizmet etmektir. Yani Allahü teâlâya ibadet ve taat etmektir

* Gençlik zamanında dinin emirlerine uymak, dünya ve ahiret nimetlerinin en üstünüdür.

* Annenin yavrusuna faydası olmadığı (annenin yavrusundan kaçacağı) kıyamet günü için, hazırlık yapmayana yazıklar olsun!

* Ayet-i kerimede mealen; "Vallahu basirun= Allah onların ne yaptıklarını görmektedir" buyruldu. Allahü teâlâ her şeyi gördüğü halde, (insanlar) çirkin işleri yaparlar. Aşağı bir kimsenin bile bu işleri gördüğünü bilseler, vaz geçerler yapmazlar. Bunlar ya Hak teâlânın görmesine inanmıyorlar, yahud onun görmesine kıymet vermiyorlar. İmanı olana her ikisi de yakışmaz.

* Velilerin hiçbiri, peygamber mertebesine varamaz.

* Velilerin hiçbiri, Sahabi [eshab-ı kiramın] mertebesine çıkamaz.

* İhlas ile yapılan küçük bir iş, senelerce yapılan ibadetler gibi kazanç (sevap) hasıl eder.

* Her ibadeti seve seve yapmalı. Kul hakkına dokunmamağa, hakkı olanlara hakkını ödemeğe titizlikle çalışmalıdır.

* Dünyanın vefasızlıkta eşi yoktur, dünyayı isteyenler de alçaklıkta ve bahillikte (cimrilikte) meşhurdur. Aziz ömrünü, bu vefasızın ve değersizin peşinde harcayanlara yazıklar ve korkular olsun.

* Gençlik çağının kıymetini biliniz! Bu kıymetli günlerinizde, İslamiyet bilgilerini öğreniniz ve bu bilgilere uygun yaşayınız! Kıymetli ömrünüzü faydasız, boş şeyler arkasında, oyun ve eğlence ile geçirmemek için uyanık olunuz.

* İnsanlar riyazet deyince, açlık çekmeği ve oruç tutmağı anladılar. Halbuki, dinimizin emrettiği kadar yemek için dikkat etmek, binlerce sene nafile oruç tutmaktan daha faydalıdır.

* Bir kimsenin önüne lezzetli, tatlı yemekler konsa, iştihası olduğu halde ve hepsini yemek istediği halde, dinimizin emrettiği kadar yiyip, fazlasını bırakması, şiddetli bir riyazettir ve diğer riyazetlerden çok üstündür.

* Bir farzı vaktinde yapmak, bin sene nafile ibadet yapmaktan daha çok faydalıdır.

* Ölmek, felaket değildir. Öldükten sonra, başına gelecekleri bilmemek felakettir.

* Sonsuz kurtuluşa kavuşmak için, üç şey muhakkak lazımdır: İlim, amel, ihlas.

* Ölülere dua ve istigfar etmekle ve onlar için sadaka vermekle, imdatlarına yetişmek lazımdır.


* Dünyayı ele geçirmek için ahireti vermek ve insanlara yaranmak için Allahü teâlâyı bırakmak ahmaklıktır.

* Nefse kolay ve tatlı gelen şeyi saadet zan etmemeli, nefse güç ve acı gelenleri de şekavet ve felaket sanmamalıdır.

* Birkaç günlük zamanı büyük nimet bilerek, Allahü teâlânın beğendiği şeyleri yapmağa çalışmalıdır.

* İbadetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allahü teâlâya en çok yaklaştıran şey namazdır.

* Cahillerin, büyüklere dil uzatmalarına sebeb olmayınız! Her işinizin İslamiyete uygun olması için, Allahü teâlâya yalvarınız.

* Geçici lezzetlere, çabuk biten, tükenen dünyalıklara aldanmamalıdır.

* İhsan sahibinin kapısı çalınınca açılır.

* Gönül dalgınlığının ilacı; gönlünü Allahü teâlâya vermiş olanların sohbetidir.

* Dünya hayatı pek kısadır. Bunu en lüzumlu şeyde kullanmak gerekir. Bu en lüzumlu şey de, kalbini toparlamış olanların yanında bulunmaktır. Hiçbir şey sohbet gibi faydalı olmaz.